TÜRKİYE’DE DARBE SONRASI HAKİM VE SAVCI SORUŞTURMALARI

GENEL ACIKLAMALAR:
15.07.2016’da yaşanan darbe girişimi sonrası, 16.07.2016 sabahının ilk saatlerinde, daha darbe teşebbüsü bastırılmadan ve darbeye fiilen katılan askerler dahi tespit edilmeden, Ankara Başsavcılığı 2 Anayasa Mahkemesi, 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi ile adli ve idari yargıda görevli 2745 hakim ve savcı hakkında “Anayasal Düzeni Bozmaya Teşebbüs ve Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” (TCK 309/2 ve 314/2) suçlamaları ile soruşturma başlatılmış ve bu durum; Ankara Başsavcı vekili Necip Cem İşcimen tarafından NTV canlı yayınında ilan edilmiştir.
Devam eden saatlerde toplanan HSYK İkinci Dairesi, 2-3 saatlik bir görüşme ile yaklaşık 14.000 hakim ve savcı arasından 2745 tanesinin, darbe teşebbüsüne katılan askerlerle fikir ve eylem birlikteliği içerisinde olduklarının tespit edildiğinden bahisle görevden uzaklaştırılmalarına karar verildiğini bildirmiştir.
HSYK Başkanvekili Mehmet YILMAZ; 14.08.2016 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir sosyal medya mesajında “darbe teşebbüsü sonrası silahlı terör örgütü üyesi oldukları kesin olarak kanıtlanan yargı mensuplarının hızla görevden uzaklaştırıldıklarını” yine aynı açıklamada, HSYK’nın idari bir kurul olup yargı ve adli soruşturma yetkisinin bulunmadığını” ifade ederek; hem adli yetkilerinin olmadığından hem de kesinlik kazanmış bir kanının varlığından bahsetmiştir!
Bu kadar kısa bir sürede bu kadar yargı mensubunun terör örgütü üyeliğinin tespiti ve değerlendirmesinin nasıl yapıldığı konusu ise çok daha vahimdir. Zira, HSYK Başkanvekili Mehmet YILMAZ darbenin hemen akabinde 2745 yargı mensubu hakkında verilen gözaltı ve açığa alma kararları ile ilgili olarak 22.08.2016 tarihinde yaptığı açıklamada, bu kararlara konu yargı mensuplarına ilişkin listelerin bir gecede hazırlanmadığını, üç yıldır üzerinde çalıştıklarını söylemiştir. Bu durum, kamuoyunda sıklıkla dile getirilen ve bu yönde ciddi kanıt bulunduğu üzere; ilgili listenin 2014 yılı HSYK seçim sürecinde kişilerin, oy ve tercihlerinin ne şekilde gerçekleştiği yönünde hazırlanan “fişleme listeleri” ile gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Nitekim listede 2 ay önce vefat etmiş olan bir savcı ile emekli olmuş isimlerin de yer alması da bunun bir göstergesidir.
HSYK’nın görevden uzaklaştırma kararı niteliği itibariyle idari bir karar olup adli soruşturmada delil olarak kullanılması söz konusu değildir. Buna rağmen, Ankara Başsavcılığı ve onun talimatı üzerine soruşturmaya başlayan diğer ağır ceza başsavcılıkları tarafından açılan soruşturma ve gözaltı kararları ile sulh ceza hâkimlikleri tarafından alınan arama, elkoyma ve tutuklama kararlarında ana gerekçe olarak gösterilmiş ve bu kapsamda tüm ülkede binlerce hakim ve savcı gözaltına alınarak tutuklanmıştır.
Anayasa’nın 138, 139 ve 140. maddeleriyle koruma altına alınan “mahkemelerin bağımsızlığı” ile “hakimlik ve savcılık teminatı” ilkelerinin gereği olarak bu mesleği icra edenlerin görevleri ile ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlar ile kişisel suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması için özel yetki ve görev düzenlemeleri belirlenmiş ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82 ila 94. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır.
A-)HAKİM VE SAVCILAR HAKKINDAKİ SORUŞTURMA USULÜ
1-) Görevden Doğan veya Görev Sırasında İşlenen Suçları
2802 sayılı Kanunun 82 ila 92. Maddeleri arasında hakim ve savcıların görevden doğan (Örn: görevi kötüye kullanma) veya görev sırasında işlemiş oldukları (Örn: duruşma sırasında tehdit, hakaret) suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulü düzenlenmiştir. Buna göre ilgili suçlar hakkında HSK tarafından başlatılacak inceleme üzerine, görevlendirilecek bir müfettiş veya ilgiliden daha kıdemli bir hakim-savcı tarafından yapılacak inceleme neticesinde HSK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı tarafından “soruşturma izni” verilmesi üzerine ilgilinin soruşturma dosyası görev yaptığı yere en yakın ACM Başsavcılığına gönderilecektir.
Başsavcılık dosyanın gelmesinden itibaren 5 gün içerisinde ACM’ye iddianame tanzim ederek “son soruşturmanın açılması” kararı verilmesi talebinde bulunacak ve talep kabul edilirse dosya kovuşturma için; ilgili birinci sınıfa ayrılmış veya ACM’de görevli hakim-savcı ise Yargıtay ilgili Ceza Dairesine, yoksa ilgilinin görev yaptığı yer ACM’ne gönderecektir.
2-) Hâkim ve Savcıların Kişisel Suçları
Hâkim ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları ile ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hali dışında kalan suçları bu kapsamdadır. Bu bölümdeki suçların soruşturma ve kovuşturma usulü 2802 sayılı yasanın 93. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyi 680 sayılı KHK’nın 7. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki ve sonraki hali açısından iki ayrı şekilde incelemek gerekmektedir.
2-a-) 680 sayılı KHK değişikliği öncesi (06.01.2017 öncesi)
06.01.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 680 sayılı KHK’nın 7. Maddesi ile değişiklikten önceki haliyle 2802 sayılı 93. Maddesine göre hakim ve savcıların kişisel suçları hakkındaki soruşturma yetki ve görevi ilgilinin yargı çevresinde görev yaptığı yere en yakın ACM Başsavcılığına, son soruşturma (kovuşturma) yetki ve görevi ise o yer ACM’ye aittir.
2-b-) 680 sayılı KHK değişikliği sonrası (06.01.2017 sonrası)
Hakim-savcıların 2802 sayılı yasanın 93. Maddesi kapsamında kalan kişisel suçlarının soruşturması ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki İl Başsavcılığı tarafından yürütülecek, kovuşturma işlemleri ise aynı yer ACM’de yapılacaktır.
3-) Ağır Ceza Mahkemesinin Görevine Giren Suçüstü Halleri
Yukarıda bahsedilen iki ana yetki/görev kuralına 2802 sayılı yasanın 94. Maddesinde istisnai bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre; hakim ve savcıların işlemiş oldukları bir suçta ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin bulunması durumunda soruşturma ve kovuşturma işlemleri genel hükümlere göre yürütülecektir.
Bu durumda soruşturma ve kovuşturma yetki ve görevi suçun işlendiği yer Başsavcılığına ve o yer ACM’ye ait olacaktır. Ayrıca soruşturma işlemleri bizzat başsavcılıkça yapılacak ve durum derhal HSK’ya bildirilecektir.
İşte, 2802 sayılı yasanın 85 ve 88. Maddeleri gereğince; bu neviden suçüstü halleri dışında suç işlediği iddia edilen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz ve sorguya çekilemezler ayrıca tutuklama istemleri son soruşturmanın açılmasına karar vermeye yetkili mercii tarafından incelenerek karara bağlanır. Bu hüküm emredici mahiyettedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.03.2003 gün ve 2003/40-38 E.K. sayılı kararında 85 ve 88. Maddelerde belirtilen hususların istisnai olmadığı belirtilmiştir.

B-) ADLİ SORUŞTURMA SÜRECİNDEKİ DURUM
1-)Ağır Ceza Mahkemesinin Görev Alanına Giren Suçüstü Hali Bulunmaması
Suçüstü hali işlenmekte olan ve işlenmiş fiilin işlenmesinin ardından yakalanan kişinin işlediği suça ilişkin, fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanmasıdır.
16.07.2016 tarihinde Ankara CBS tarafından 2745 hakim ve savcı hakkında 2802 sayılı yasanın 94. Maddesi uyarınca genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Yani olayda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hali bulunduğunu ve bu suçun Ankara ACM yargı çevresinde işlendiğinin kabulüne göre soruşturma başlatmıştır. HSK Genel Kurulunun 24.08.2016 gün ve 2016/426 sayılı kararının 4. Sayfasının ilk paragrafı soruşturmanın 2802 sayılı yasanın 94. Maddesine göre başlatıldığını kabul etmiştir .
Ancak somut olayda suçüstü hali olmadığı gibi yukarıda ayrıntısı anlatılmış olan diğer iki halin de bulunamayacağı atılı suçlamanın niteliğinden anlaşılmaktadır. Böylece, özel ve genel yasal düzenlemeler ve Anayasa 19 ve 36 ile AİHS’nin 5 ve 6 maddeleri hiçe sayılarak binlerce hakim ve savcı özgürlük ve güvenlik hakkından ve adil yargılanma hakkından tamamen mahrum edilmiştir.
2-)680 Sayılı KHK’nın Hakim-Savcı Teminatı ve Doğal Hakim İlkesine Aykırı Oluşu
Anayasa’nın 140/3 maddesinde hakim ve savcılarla ilgili hususların kanunla düzenleneceği amir hükmüne rağmen olağanüstü hal KHK’sı ile 2802 sayılı yasanın değiştirilmesi hukuken olanaklı değildir.
Bir an için 680 sayılı KHK ile 2802 sayılı yasanın 93. maddesindeki değişikliğin hukuka uygun olduğu kabul edilse dahi 6 ay boyunca binlerce hakim ve savcı hakkında 2802 sayılı yasanın 94. Maddesine dayanarak soruşturma yürütülmüştür. Ancak, ortada ağır cezalık suçüstü hali mevcut olmadığından CMK’nın 7 ve 20. Maddeleri uyarınca görevsiz ve yetkisiz yargı mercii tarafından yapılan tüm işlemler hükümsüzdür.
3-) CMK’nın 161/8. Maddesinin 2802 Sayılı Kanunun Emredici Hükümlerini Ortadan Kaldırmak İçin Kullanılmış olması
Hazırlanan iddianame ve yapılan açıklamalarda hakim ve savcılara yönelik operasyonların CMK’nın 161/8. Maddesi çerçevesinde resen ve genel hükümlere göre yürütüldüğü belirtilmiştir. Bu düzenlemede atılı suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile savcılarca doğrudan soruşturma yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Ancak Anayasanın 139 ve devamı maddelerinde yer alan hakim-savcı teminatının bir gereği olarak özel düzenleme olan 2802 sayılı Kanunun 82 ila 92. maddeleri arasındaki hükümlerin CMK’nın 168/1. Maddesinde yer alan genel hükümle bertaraf edilmesi mümkün değildir. Zira hakim ve savcılar hakkında genel hükümlere göre soruşturma usulü sadece Kanunu 94. Maddesindeki “ağır cezalık suçüstü” halidir.

C-) İDARİ SORUŞTURMA SÜRECİNDEKİ DURUM
HSYK Genel Kurulu 24.08.2016 gün ve 2016/426 sayılı kararı ile 2847 hakim ve savcının tek bir işlemle tek seferde meslekten çıkarılmalarına karar vermiştir..
Anayasamızın 120 ve 121. maddeleri uyarınca OHAL ilan edilmiş ve 667 sayılı OHAL KHK’sı ile, Anayasanın, hakimlik-savcılık teminatını ve azil yasağını düzenleyen 139. maddesi ile hakimlik savcılık mesleğinin esaslarını düzenleyen 140. maddesi ve bu Anayasal hükümlerin uygulanmasına ilişkin esasları düzenleyen 2802 sayılı kanunun amir hükümleri bertaraf edilerek ilgili ihraçlar gerçekleştirilmiştir.
İhraç edilen hakim ve savcılara önceden herhangi bir bilgilendirme yapılmamiş, suçlamaya karşı sözlü veya yazılı beyanları alınmamıştır. Ayrıca deliller ve somut olgular tartışılmadan, bireyselleştirme yapılmadan, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği prensibine riayet edilmeden, 2802 sayılı yasada belirtilen usule uyulmadan, verilen ihraç kararlarının 20.07.2016 tarihinden sonra yani olaydan sonra yürürlüğe giren 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi hükmü hukukun genel prensiplerine aykırı şekilde geriye yürütülerek “suç ve cezada kanunilik” ilkesi çiğnenmiş ve 6087 sayılı yasa uyarınca kararın HSYK İkinci Dairesi tarafından verilmesi gerekirken doğal hakim ilkesine aykırı olarak HSYK Genel Kurulunca verilmek suretiyle etkin başvuru hakları ortadan kaldırılmıştır.
İlk etapta görevden uzaklaştırılan 2745 isim ile sonradan görevden uzaklaştırılanların ihraç kararlarında; Ankara CBS’nin soruşturma dosyası ihraç için gerekçe yapılmıştır. Esasen ne görevden uzaklaştırma kararına sebep deliller, olgu veya olaylar adli soruşturmaya gerekçe yapılmış ne de adli soruşturma kapsamında tespit edilenler ihraç kararının gerekçesinde tartışılmıştır. Yapılan sadece dosyalar ve karar numaralarına atıf yapma şeklinde olmuştur.
Bir delilin adli soruşturma ve kovuşturmaya esas alınabilmesi için bu delilin hukuka uygun olması ve yine kanuna uygun yöntemlerle elde edilmiş olması gerekir. HSYK Genel Kurulunun ihraç kararı idari bir karar olmakla adli soruşturmada delil mahiyeti taşımadığı gibi ilgili karar Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk normlarına aykırı olarak verildiğinden hiçbir suretle hükme esas alınamayacaktır.
Hukuka aykırı şekilde istihbari yöntemlerle elde edildiği anlaşılan ve kişisel veri niteliğinde olan sosyal medya paylaşımları, mahallinde yapılan araştırmalar, bazı şifreli haberleşme programlarının kullanılması, sosyal çevre analizi gibi verilerin ihraç kararlarına gerekçe yapılması ve delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu şekilde elde edilen verilerin Anayasa’nın 38/6 maddesine aykırı olarak ihraç kararına gerekçe yapılması bu kararları hukuka aykırı hale getirmektedir.
İhraç kararının ilk 16 sayfasında iddia olunan FETÖ/PDY terör örgütü hakkında bazı bilgiler verilmiş 16. sayfadan itibaren bu örgütün yargı ayağındaki yapılanması hakkında açıklamalar yer almıştır. Kararın 25-56. sayfaları arasında kamuoyunca da bilinen “17-25 Aralık”, “Selam-Tevhid”, “Yasadışı Dinlemeler”, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Askeri Casusluk”, “Kozmik Oda”, “MİT Tırları”, “Oda TV” gibi 17 madde halinde bazı disiplin soruşturma dosyaları hakkında bilgi verilmiş henüz soruşturmaları veya kovuşturmaları devam eden ve kesin hükme bağlanmamış bir kısım dosyalar hakkında açıklama yapılarak FETÖ/PDY üyesi oldukları belirtilen bazı hakim ve savcıların bu dosyalarda yaptıkları iddia edilen usul yanlışlıklarına değinilmiştir. Ancak ilgili dosyalar yaklaşık 100 kadar ceza hakimini ve savcıyı ilgilendiren ve pek çoğu itibariyle henüz karara çıkmamış olan dosyalardır. Yani ihraç edilen 4500 yargı mensubundan 4400’unun bu dosyalarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
Yine kararın 56-59. sayfaları arasında iç hukuktaki düzenlemeler değerlendirilmiş, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesine dayanılarak karar verildiği belirtilmiştir.
Kararın 60. ve son sayfasında “ekli listede yer alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3/1 maddesi kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak veya irtibatlarının sabit görüldüğünden, adı geçenlerin … meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına” karar verildiği belirtilmiştir.
Meslekten çıkarma kararında”, azledilen tüm yargı mensupları için ileri sürülen “yargı bağımsızlığına, tarafsızlığına ve yargı etiğine aykırı davranmak veya örgüt talimatı ile hareket etmek” iddialarına ilişkin hiç biri hakkında tek bir örnek, karar, dosya veya iddia dahi ortaya konulamamış ve ayrıca hiç bir hakim ve savcının cemaat ile irtibatını, iltisakını ortaya koyan somut hiçbir delil, tespit ve gerekçeye de yer verilememiştir.
2745 hakim savcının ihraç kararı sadece 60 sayfadan oluşmaktadır. İronik bir şekilde karara ekli ihraç edilen isimlerin bulunduğu liste ise 82 sayfadan oluşmaktadır. İhraç kararında hangi ismin ne şekilde suça iştirak ettiğinden ya da ihracı gerektirir bir eylemde bulunduğundan bahsedilmeden, sadece karar ekinde isimler verilmiştir. Bu nedenle yaklaşık 4.500 hakim ve savcı, meslekten neden dolayı atıldığını bilmemektedir.
Bu kararların bir diğer ortak özelliği de, HSK Genel Kurulu’nca oybirliği ile verilmiş olmalarıdır. Bu sayıda yargı mensubu hakkında bu kadar kısa sürede dosya oluşturulması, incelenmesi, aynı süre içerisinde üyelerin her biri tarafından inceleme yapılması ve karara çıkarılması mümkün değildir. (Ayrıca HSK üyeleri Alp Arslan ve Emin Sınmaz 04/08/2016 tarihinde HSK ya üye seçilmişler ve ilk listenin ihracına karar verilen 24/08/2016 tarihine kadar 2847 kişi ile ilgili dosyayı inceleyip bir kanaate varmaları mümkün değildir.) Devamında yapılan ihraçlarda da oybirliği geleneği bozulmamış ve ne gariptir ki 4500 yargı mensubundan biri hakkında bile bir tek farklı görüş belirtilmemiştir.
Aslında listelerin nasıl hazırlandığı ve hakim ve savcılar hakkındaki delil durumunu HSK Başkanvekili Mehmet YILMAZ 22/11/2016 tarihli açıklamasında şöyle dile getirmişti: “Bizim genel ispat aracımız tanık anlatımlarıydı. Tanıklarımızın tamamı da hakim ve savcılardı. İllerdeki başsavcılar, ceza mahkemesi başkanlarının tanıklıklarından oluşan bir örgüt listesi.” Yine hakim ve savcılara sorgularında sorulan sorular ve iddianamelerinde ileri sürülen iddialar, hakim ve savcıların 2014 HSYK seçimlerinde kullandıkları oya yani iktidarın desteklediği adaylara oy verip vermediklerine göre fişlendiğini ve muhaliflere ve bağımsız adaylara oy verenlerin iddia konusu “FETÖ” üyesi olarak listelendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İhraç Kararlarına Karşı Yeniden İnceleme Talebi
Hakim ve savcıların mesleğe kabul, izin, disiplin soruşturması gibi özlük haklarını düzenleyen, 2802 sayılı yasanın “savunma hakkı” kenar başlıklı 71. maddesinde; savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Ancak somut olayda bu kural çiğnenerek ihraçlar yapılmıştır.
İhraç işlemlerine karşı yeniden inceleme talebi hükümet tarafından etkili bir itiraz yolu olarak gösterilmekte ise de “yeniden inceleme talebinin”, “SAVUNMA” olarak değerlendirilmesine imkan bulunmamaktadır. Zira ihraç kararını veren ile bu işleme karşı yapılan itirazı değerlendiren aynı organdır. Üstelik ihraç kararlarının hepsi oybirliği ile ve kişiselleştirilmeden, talepler somutlaştırılmadan alınmış ve aynı şekilde “kararlar yerinde olduğundan değiştirilmesine yer olmadığına” denilerek reddedilmiştir.
SONUÇ OLARAK
Yargı mensupları 2014 yılındaki HSYK seçimlerindeki fişlemelerle başlayan ve 15 Temmuz sonrasında gözaltı ve tutuklamalarla devam eden süreçte çok çeşitli hukuksuzluklara maruz kalmıştır. İhraç edilip tutuklandıktan sonra yapılan bu haksızlıkları haklı gösterme çabası ile haklarında delil toplanmaya ve üretilmeye başlanmıştır. Tutuklananlar itirafçı olmaları için hücreye konulup tecrit edilmiş, 15 temmuz itibariyle elde fişleme listeleri dışında hiçbir şey olmadığı için, itirafçılık adı altında özgür iradeye dayanmayan bir kısım ifadeler ve istihbarı nitelikteki bylock listeleri dosyalara daha sonradan eklenerek bu hukuksuzluğa gerekçe uydurulmuştur.
Yine, yargı mensupları adli işlemler sırasında insan onuruyla bağdaşmayan eylemlere maruz bırakılmışlardır. Uzun ve işkenceli gözaltı süreçleri, hücre hapisleri, tecrit ve ailelerden habersiz birçok kez keyfi nakil gibi uygulamalar bunlardan bazılarıdır. Hatta yargı mensuplarından cezaevlerinde Yargıtay üyesi Mustafa ERDOĞAN gibi tedavisi gerektiği şekilde yapılmadığından veya HSYK eski üyesi Teoman GÖKÇE ve savcı Seyfettin YİĞİT gibi tutukluluk sürecinde şüpheli şekilde ölenler bulunmaktadır. Hakimler Neslihan EKİNCİ, Nesibe ÖZER, Ayşe Neşe GÜL başta olmak üzere uzun süreli olarak tek kişilik koğuşlarda tutulanlar ve halen bu şekilde tutulmaya devam edilenler de azımsanmayacak sayıdadır.
Binlerce yargı mensubu özgürlüğünü işini kaybetmekle de kalmamış; kamuda çalışması yasaklanan hakim savcıların yaşatılan korku atmosferi ve yapılan fiili baskı ile tahliye olduktan sonra da özel sektörde iş bulmaları engellenmiştir. Aynı zamanda malvarlıklarına da tedbir konularak yasal olarak kazandıklarını kullanmaları da engellenmekle adeta açlığa terk edilmişlerdir.
Yapılanlar bununla da kalmamış, sürekli olarak hakim ve savcılar terörist olarak medyada afişe edilerek kendilerine karşı yapılacak fiziki müdahalelerin hedefi haline getirilmişlerdir.
Ortada somut ve elle tutulur hiçbir delil bulunmaz iken ve yargı bağımsızlığı ile hakim ve savcıların dokunulmazlığına dair en üst düzey ulusal ve uluslararası normlar bulunmasına rağmen, hakim ve savcılara yönelik yapılan bu açık hukuksuzluğun asıl nedeninin korkutma ve sindirme politikası ile yargıyı tamamen kontrol etmek olduğu görülmektedir. Zira, ciddi ve somut delillerle desteklenen bir kısım soruşturma ve kovuşturmalar, Erdoğan, hükümet yetkilileri ve yakın aile bireylerinin, devlet otoritesini kullanarak uluslararası hukuka aykırı bir kısım eylemleri gerçekleştirdiğini ortaya çıkarmış olup, bu eylemlerin yargı denetimi dışında bırakılması kendilerince zorunlu görülmüştür.
Şöyle ki; İranlı iş adamı Rıza Sarraf’ın Birleşmiş Milletlerin İran’a uyguladığı tedbirleri yasal olmayan şekilde aşmak için karapara aklama ve yolsuzluk suçlarını işlediği, bu organize faaliyete Recep Tayyip Erdoğan’ın aile üyelerinden bazıları, bazı bakanlar ve bunların çocukları ile bir kısım yerel düzey siyasetçilerinin de karıştığı, yürütülen soruşturma kapsamında 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen operasyonlar ile gün yüzüne çıkarılmıştır . Basın yoluyla ortaya saçılan somut delillerden iddiaların gerçekliği tüm açıklığı ile anlaşılınca, başlatılan yolsuzluk soruşturmalarını engellemek için, hükümet yetkilileri bunun kendilerine karşı gerçekleştirilen bir darbe girişimi olduğu ve soruşturmada görev alan polis, emniyet müdürü, hakim, savcı ve tüm diğer kamu görevlilerinin Fethullah Gülen hareketi mensubu olduğunu iddia etmiştir. Akabinde bunların tamamı görevden alınarak önce başka yerlere sürülmüş ve ardından da tutuklanmışlardır. İktidara göre bu soruşturmalar aslında hiçbir günahı olmayan masum insanları suçlu gibi göstermeye yönelik yapılmış ve soruşturmada ele geçirilen milyonlarca dolar ve Euro ile para kasalarını oraya sözde paralel polisler koymuşlardı. O kadar ki, sonradan iktidar kontrolündeki savcılar eliyle soruşturmalar kapatılıp el konulan bu paraların şüphelilere faiziyle birlikte geri verilmesi bile bu inancı(!) değiştirmeye yetmemişti. Oysa ki, aynı davanın devamı niteliğinde olan ve ABD de görülen davada, Reza Sarraf tüm yolsuzluk faaliyetlerini detaylarıyla itiraf ederek iddiaların gerçekliğini bir kez daha ortaya koymuş, ancak bu husus basına yönelik baskılar nedeniyle Türk basınında neredeyse hiç haber konusu yapılamamıştır.
Erdoğan iktidarının yargıyı ve yargı mensuplarını hedefe koymasının bir diğer nedeni de “MIT Tırları” olayı olarak karşımıza çıkmaktadır. MİT tırları olayı, Suriye’ye gitmekte iken 1 Ocak 2014’te Hatay’da ve 19 Ocak 2014’te Adana’da silah yüklü oldukları iddiasıyla durdurulan ve arama yapılmaya çalışılan tırlarla ilgilidir. İhbar üzerine Hatay’da durdurulan tırın aranmasına MİT görevlileri izin vermemiş ve arama yapan savcının görev yeri değiştirilmiştir. Adana’da durdurulan tırların ise MİT’e ait olduğu Adana valiliği tarafında açıklanmıştır. Daha sonrasında bahse konu tırlarda silah ve mühimmat yüklü olduğu 29 Mayıs 2015 tarihinde “işte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” başlığıyla görüntüleriyle birlikte gazeteci Can Dündar imzasıyla duyurulmuş ve hemen ardından da bu haberlere yayın yasağı getirilmiştir. Can Dündar ise Erdoğan tarafından “bu haberi yapan kişi, bunun bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” diyerek tehdit edilmiş ve sonrasında iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 42 yıl hapis cezası talebi ile 26 Kasım 2015 tarihinde gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül ile birlikte tutuklanmıştır.
Bahsi geçen olaylarla birlikte Cumhurbaşkanı ve iktidar yetkilileri muhalif hiç bir sese tahammül edemez hale gelmiş ve Emniyet ve yargı teşkilatında çok sayıda yeni atama ve görev değişikliğine gitmişlerdir. 17 ve 25 Aralık tarihlerindeki operasyonlara katılan emniyet mensupları ile başlayan gözaltı ve tutuklamalar, MİT tırları olaylarında görev alan kolluk personeli ile hakim-savcılar ve tutuklu emniyet mensupları hakkında tahliye kararı veren hakim ve savcılar ile devam etmiştir. Söz konusu baskı ve hukuksuzluk, 15 Temmuz 2016 da gerçekleştirilen darbe girişimini takip eden 24 saatlik zaman diliminde, Erdoğan iktidarını siyasi olarak desteklemediği yönünde yasadışı fişlenen binlerce hakim ve savcının ihracı ve tutuklanmasıyla zirveye ulaşmıştır.

 

Darbe Sonrası Hakim Savcı soruşturmaları (word belgesi)