İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE EŞİĞİ
Yunus ŞAHİN

 

Yargıtay’ın süreklilik kazanmış içtihatlarında da belirtildiği üzere işkence ulusal hukukta olduğu kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) insan hakları evrensel bildirgesi ve Türkiye’nin taraf olduğu diğer uluslararası sözleşmelerle de yasaklanan ve önlenmesi için tedbir alınmasının hükme bağlandığı insanlık dışı bir suçtur.

T.C. Anayasası’nın 17. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” denilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesi uyarınca; “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulamaz.” ve 15/2. maddesi gereğince de bu yasak olağanüstü durumlarda bile ortadan kaldırılamaz. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesi ile de, “hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı” kabul edilmiştir.

İşkence cezasını oluşturan eylemler Türk Ceza Kanununda (TCK m.94) tek tek sayılmamış onun yerine “bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesiyle aşağılanmasına yol açacak davranışlar” ın işkence suçunun kapsamında olduğu belirtilmiştir.

Kanunun burada koruduğu hukuki değer insan onuru ve vücut dokunulmazlığını korumak, adliye ve kamu yönetiminde disiplini sağlamaktır. Ancak asıl korunan insan onurudur.

Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde, örneğin bir kişiye gidip gelip tokat atılıp, tekme vurulmasında, 10 dakikada bir küfredilip vurulmasında, tek ayak üzerinde tutulmasında, yüzünün duvara döndürülüp, elleri havada tek ayak üzerinde duvara yapışık bekletmede, uyutmamak için sık sık soru sormada, kızıp bağırmada vurmada sorguya almakta yüksek sesle sürekli müzik dinletmede, soğukta soyup betona yatırmada, elektrik vermede, sıcakta su içmeyi önlemekte, giyinik veya soyunuk su sıkıp seyretmede, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olmada ve benzer olaylarda bir anlık fena muamele söz konusu olmayıp, belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinde işkence suçunun varlığı değerlendirilmelidir. Zira, işkence suçu; tek seferlik bir davranış ile değil; sistematik ve belli bir sürece yayılan fiillerle kamu görevlisinin mağdura karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ve aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesi ile oluşur. Nitekim, Yargıtay ani gelişen ve sürekliliği olmayan tek seferlik davranışları işkence suçu kapsamında değerlendirmemektedir.

İşkence suçunun işlenmesine iştirak eden diğer kişiler de asıl fail (kamu görevlisi) gibi cezalandırılır. Her bir eylem; işkence olup olmadığı noktasında, birey üzerindeki etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu gibi etkenler ile birlikte ayrı ayrı değerlendirilmelidir .

 

 

 

İşkenceyi oluşturan fiiller ile kişinin beden ve ruh sağlığı bozulur, işkence gören kişinin irade özgürlüğü ortadan kalkar, algılama yeteneği etkilendiğinden, kişi duyduğu acı ve üzüntü sonucu gerçek dışı açıklamalarda veya kabullenmelerde bulunur. Böylece adaletin gerçekleşmesi ve ceza yargılamasının maddi gerçeği ortaya çıkarma amacı engellenmiş olunur. Gerçeğe ulaşmak geciktirilir.

İşkencenin en önemli özelliği kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Hangi eylemlerin işkenceyi oluşturduğunun tespiti de bu kriter kapsamında belirlenmek durumundadır. İşkencenin etkilerinin uzun bir süre, hatta hayat boyu devam etmesi söz konusudur.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kişilerin gözaltında bulundukları süre boyunca uyumalarına izin verilmemesini, aç bırakılmalarını, kendilerine ve aile bireylerine yönelik tehdit ve hakarete maruz kalmalarını, tuvaleti taşmış pis kokulu bir nezarethanede tutulmayı ve yasaya aykırı olarak gözaltı sürelerinin uzatılmasını, bedensel ve ruhsal yönden kişinin acı çekmesine, algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışlar olarak belirlemiştir.

Ayrıca AİHM Türkiye ile ilgili bir kararında , “Bir kimsenin tamamıyla polis memurlarının denetimi altında gözaltında tutulduğu sırada meydana gelen her türlü yaralanma ciddi kuşkulara yol açmaktadır ” tespitinde bulunmaktadır.

Yine Mahkeme, devletin, tüm hükümlülerin, insanlık onuruna saygının gözetildiği koşullarda tutulmalarını, tutukluluğun hâlihazırda içerdiği ızdırap düzeyini aşmayacak ölçüde stres ve zorluğa maruz kalmamalarını ve sağlıklarından ödün verilmemesini temin etmesi gerektiğini ifade etmektedir. Güvenlik, disiplin ya da koruma amaçlı nedenlerle bir tutuklunun diğer mahkûmlarla temas kurmasının yasaklanması, tek başına insanlık dışı muamele ya da ceza teşkil etmez. Buna karşın AİHM, her türlü temasın yasaklandığı tutukluluğun mutlak sosyal tecritle birleştiğinde, tutuklunun kişiliğini yok edebileceğini ve 3. maddeye aykırı insanlık dışı muamele oluşturacağı ve işkence kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Nitekim, bir çok kararında , uzun süre tek başına hücrede bırakılma veya koğuşun aşırı kalabalık olması halinde ısıtma ve hijyen koşullarının iyi olmaması, uyku düzeni, beslenme, dinlenme ve dış dünya ile temaslara ilişkin hizmetlerin yetersizliği, karşısında söz konusu muamele ile Sözleşme’nin 3. maddesinin (insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM’nin bu tür davalarda incelediği en önemli unsur tutuklunun tabi olduğu özel rejimin, devletin aldığı özel önlemle hedeflediği meşru amaca uygun ve bu amaçla orantılı olup olmadığıdır. Mathew/Hollanda davasında sağlık sorunları olan başvuranın 19 ay süren hücre cezasının aşırı olduğuna ve 3. maddeyi ihlal ettiğine karar verilmiştir.

Bir kimse yukarıdaki açıklamalar bağlamında bir muameleye maruz kalırsa, kötü muamele veya işkence durumu gerçekleşmiştir demektir. Bu duruma maruz kalan kimselerin ayrıntılı bir izah ile idari ve cezai şikayet haklarını, deliller kaybolmadan, kullanmaları suçluların adalet önüne çıkarılmasına ve zulmün azalmasına olumlu etkisi olacaktır.