……. NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

 

                                               Adli Yardım Taleplidir!

 

DAVACI                      : ……..  (T.C. Kimlik No: ……… )

Adres:

DAVALI                      :  …..  (başvuru evraklarını kayda almayan valilik, bakanlık veya kurum) VALİLİĞİ / BAKANLIĞI – …. (il adı)

DAVANIN KONUSU: OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığım başvurunun, başvuru formu ve eklerinin kayda alınmaması suretiyle reddine ilişkin …. Valiliği / Bakanlığı işleminin iptali istemidir.

TEBELLÜĞ / ÖĞRENME TARİHİ  : …/ … / 2017

OLAYLAR:

Ben, ..…………. Bakanlığında / kurumunda …….. olarak görev yapmakta iken ………. sayılı OHAL KHK’sıyla kamu görevinden çıkarıldım. Söz konusu ihraç işlemine karşı OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvurmak maksadıyla başvuru evraklarımı, Komisyona iletilmek üzere …….. tarihinde iadeli taahhütlü posta yoluyla ……… Valiliğine / Bakanlığına gönderdim. (Ek- 1 Posta alındı belgesi)

Ancak, adı geçen valilik / bakanlık posta yoluyla yapılan başvuruların geçersiz olduğundan, şahsen başvurmam gerektiğinden bahisle başvuru formu ve eklerini işleme koymamıştır.  (Ek- 2 Başvuru evrakının işleme konulmadığına dair yazı)

 

ADLİ YARDIM TALEBİ:

Memuriyetten ihraç edildiğim tarihten bu yana işsizim, dolayısıyla hiçbir gelirim bulunmamaktadır. Ailemin de herhangi bir geliri bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava harçlarını ve yargılama masraflarını ödeyecek maddi gücüm yoktur. Bu sebeple adli yardım talebimin kabul edilerek yargılama sonuna kadar harç ve masraflardan muaf tutulmayı talep ediyorum.

HUKUKA AYKIRILIK NEDENLERİ:

OHAL Komisyonuna gönderdiğim başvuru evrakımın işleme konulmamasına ilişkin dava konusu işlem açıkça hukuka aykırı olup, iptali gerekmektedir. Şöyle ki;

 Anayasanın 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” kuralı yer almaktadır.

Bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) “Etkili Başvuru Hakkı” başlığını taşıyan 13. maddesinde, “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”  hükmü yer almıştır.

Aktarılan bu düzenlemelerden de anlaşıldığı üzere kişiler, haklarını etkileyen idari işlemlere karşı resmi makamlar önünde etkili başvuru hakkına sahiptirler. Bu hak devlete, vatandaşlarına resmi makamlara başvurma imkanı tanıma, başvuru önündeki engelleri kaldırma ve buna dair prosödürü kolaylaştırma yükümlülüğü yüklemektedir.

Anayasanın 36. maddesindeki düzenlemeyi AİHS’nin 13. maddesiyle birlikte değerlendiğimizde, Anayasanın söz konusu maddesinin sadece yargı mercilerine başvurma hakkına ilişkin olmadığı, aynı zamanda idari makamlar önündeki hak arama başvurularını da kapsadığı açıktır. Anayasayla güvence altına alınan bu hak, OHAL düzenlemeleriyle tesis edilen işlemlere karşı yargı yolunu açmak maksadıyla kurulan OHAL Komisyonuna yapılacak başvuruları evleviyetle kapsamaktadır. Bu nedenle devlet, kişilerin Komisyona başvurmalarını kolaylaştıracak her türlü önlemi almak ve bu yoldaki her türlü engeli kaldırmak zorundadır. Aksi takdirde kişilerin hak arama özgürlüğü ihlal edilmiş olur. Ayrıca bu durumda Komisyon etkili bir iç hukuk yolu sayılamaz.

Bir iç hukuk yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) açısından etkili olarak değerlendirilebilmesi için bu başvuru yolunun bazı niteliklere sahip olması gerekir. Bunların başında “başvurulacak organının doğrudan erişilebilir (accessible) olması” gelmektedir. Bir iç başvuru yoluna başvuru aşamasında aşırı şekilci davranılır ve bireylerin kendilerini etkili şekilde savunmaları ve dilekçe hazırlayıp bu organa sunmaları engellenirse, bu türden engellemeler söz konusu başvuru yolunun etkisiz olmasına yol açar.

685 sayılı KHK’nın 7. maddesinde Komisyona, valilikler veya ilgililerin en son görev yaptığı kurumlar aracılığıyla başvurulacağı öngörülmüş fakat başvuru şekliyle ilgili olarak KHK’da özel bir usul öngörülmemiştir. Komisyonun Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğin 4. maddesinde ise Komisyona, şahsen, kanuni temsilci veya vekil aracılığıyla başvuru yapılabileceği düzenlenmiştir.

Davalı idare Usul ve Esasların bu hükmünü aşırı şekli yorumlayarak “şahsen başvuru” ifadesinden, ilgililerin bizzat valiliğe / kuruma gelerek başvuru evraklarını teslim etmeleri gerektiğini anlamıştır. Oysa bununla vekil veya kanuni temsilci aracılığıyla başvurmanın zorunlu olmadığı, bu iki yol dışında şahsen de başvurulabileceği kastedilmiştir.

Öte yandan Komisyona yapılacak başvuru, ilgili kişiyi yükümlülüğe sokan bir işlem olmayıp aksine o kişi açısından yararlandırıcı bir işlemdir. Başvurunun bu niteliği göz önünde bulundurulduğunda kişinin mutlaka bizzat valiliğe giderek başvuruda bulunmasının zorunlu olduğunu iddia etmek akıl ve mantıkla bağdaşmaz. Başvuru formu ve eklerinin başvurucuya ait olduğunu teyit edilebilme imkanı sunan her türlü yolla başvuru yapılabilir. Ülkemizde teknolojik imkanlardan yararlanılarak bürokratik işlemlerin kolaylaştırılması hedeflenmekte, bu maksatla da günümüzde artık resmi birçok iş ve işlem elektronik ortamda yapılmaktadır. Buna rağmen Komisyona başvurmak için ilgilinin bizzat devlet dairesine giderek başvurmasını istemek anlamsız bir ısrardır.

Kaldı ki, iadeli taahhütlü posta da güvenilir resmi yoldur. Ülkemizde öteden beri birçok resmi makama bu yolla başvurulabilmekte, hatta bu yol aracılığıyla dava dahi açılabilmektedir. Mahkemeler tebligatı iadeli taahhütlü posta yoluyla yapmakta, bu yolla gelen dilekçeleri işleme koymaktadır. Bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de posta yoluyla yapılan başvuruları kabul etmektedir.

Yasal ve fiili durum bu şekilde olmasına rağmen iadeli taahhütlü olarak gönderdiğim başvuru evrakımın işleme konulmaması açıkça hukuka aykırıdır. OHAL Komisyonuna başvuru için valiliklere veya önceden çalışılan kuruma yapılacak başvuruların şeklen incelenmesinde somut olaydaki gibi aşırı şekilci davranıp başvuruları kayda almamak  AİHM tarafından bu yolun etkisiz olduğu değerlendirmesine yol açacaktır.

SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle

1-) Adli yardım talebinin kabulüne,

2-) Dava konusu işlemin iptaline,

3-)Durumun aciliyetine binaen davalı idarenin savunma süresinin kısaltılarak savunma için 15 gün süre verilmesine,

4-) Yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin davalı idare üzerinde bırakılmasına

karar verilmesini arz ve talep ederim.

                                                           Davacı ………………………

EKLER         :

1-) İadeli taahhütlü posta alındısı,

2-) Başvuru evrakının kayda alınmadığına ilişkin yazı.

 

AÇIKLAMALAR:

1- Dava, başvuru evrakını işleme koymayan valiliğin veya kurumun bulunduğu yerdeki  idare mahkemesinde açılacak,

2- Evrakı işleme koymayan  valilik, bakanlık veya kurum davalı gösterilecek,

3- Başvurunun kayda alınmadığına dair yazı gönderilmişse bu yazının tebellüğ edildiği, böyle bir yazı gönderilmemişse başvurunun işleme konulmadığının öğrenildiği tarihten itibaren 60 gün içinde dava açılmalı,

4- Dava dilekçesi 2 nüsha olmalı,

5- İmkanı olan dava dilekçesini kendi imzalayıp bir yakını vasıtasıyla davanın açılacağı idare mahkemesine vermelidir. Bu mümkün değilse aynı şekilde bir yakını vasıtasıyla davanın açılacağı idare mahkemesine iletilmek üzere başka yerde bulunan idare mahkemesine veya asliye hukuk mahkemesi vermeye çalışmalı,

6- Akraba vasıtasıyla dava açılması mümkün olmayacaksa dava dilekçesi iadeli taahhütlü posta yoluyla mahkemeye gönderilebilir. Bu durumda zaten dava dilekçesi adli yardım talepli olarak  düzenlendiği için harç ve posta masrafı yatırmaya gerek yoktur.

7- Mevcut  konjonktürde gerek bu davadan gerekse Komisyondan olumlu sonuç almak pek olası gözükmemektedir. Ancak tüm başvurularımızda olduğu gibi bunda da  AİHM’e başvurabilmek için gerekli olan prosedürü tüketme adına bu davayı açmalıyız.