Sıkça Sorulan Sorular

ANNE VE BABA HAKKINDA YAKALAMA KARARI VAR VE BU NEDENLE SAKLANIYORLAR, OKUL ÇAĞINA GELMİŞ ÖĞRENCİLERİ VAR. BABA NÜFUSA GİDİP İKAMETİNİ DEDENİN OLDUĞU YERE ALDIRMAK İSTİYOR Kİ ÇOCUK DEDESİNİN OLDUĞU YERDE OKULA GİDEBİLSİN. ACABA, BABA NÜFUSA GİTTİĞİNDE, NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNDE ARAMA KARARI OLDUĞU ÇIKIYOR MU? RİSK DURUMU VAR MI? TAVSİYENİZ NEDİR?

Devlet kurumlarına gidildiğinde emniyet görevlilerine bilgi verilir ve yakalanır. Risk değil gerçek bir durum söz konusu.

Velilerden her ikisi hakkında da yakalama var ve bu nedenle saklanıyorlarsa, bu durumda büyük baba yahut büyük anne nüfus müdürlüğüne gidip, anne babanın kayıp olduğunu, onlara ulaşamadıklarını izah edip başvuru yapmayı deneyebilir.

Ayrıca, adres beyanının iadeli taahhütlü posta ile de yapılabileceği belirtilmiş. Adres değişikliği bu şekilde de yapılabilir.

https://www.nvi.gov.tr/hakkimizda/projeler/aks

KHK İLE KAPATILAN ÜNİVERSİTELERDE OKUYAN BİRİ YURTDIŞINDA KAYIT YAPTIRMAK İSTİYOR, ANCAK BUNUN İÇİN TRANSKRİPT GEREKİYOR. TÜRKİYE’DE TRANSKRİPT VERMİYORLAR. BU KONUDA NE YAPILABİLİR?

Üniversitenin devamı niteliğindeki kuruma dilekçe yazılabilir. Ayrıca bir de bilgi edinme kanunu kapsamında bir başvuru yapılabilir.  60 gün içerisinde cevap verilmez ise idare mahkemesinde dava açılabilir. Resmi yoldan maalesef başka yapılabilecek bir şey yok.

HAKKIMDA YAKALAMA KARARI VAR, OHAL KOMİSYONUNA NASIL MÜRACAAT EDECEĞİM? İDARE MAHKEMESİ VE İSTİNAF ALEYHİMİZE SONUÇLANDI. DANIŞTAYA GİTMEDİK. ANAYASA MAHKEMESİ CEVABINDA KOMİSYONU İŞARET ETMİŞ. YANİ ŞU AN DEVAM EDEN BİR DAVA DOSYAMIZ KALMADI. NOTERE GİDİP YAKINIMIZA VEKALET VERSEK YAKALANACAĞIZ. KOMİSYONA MÜRACAAT EDEMEZSEK TÜM HAKLARIMIZI KAYBETMİŞ Mİ OLACAĞIZ?

Bu konu ile ilgili daha önce detaylı olarak cevap yazılmış idi.  Özetle, başvuru formu doldurulup imzalanarak, eş ya da bir yakın ile valiliğe gönderilebilir. Bu kabul edilmediği takdirde, form iadeli taahhütlü posta yoluyla valiliğe gönderilebilir.

Komisyona başvuranların kaybettiği hakları elde edeceğine dair bir veri olmadığı gibi komisyona başvurmayanların tüm haklarını kaybedecekleri de çok abartılı bir değerlendirme olur. Olağanüstü dönemlerde olağanüstü yöntemlerle gasp edilen haklar, olağan bir hukuk döneminde geri alınabilir. 12 Eylül döneminde, benzer durumlar için, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın bu yönde kararları vardır.

TUTTUĞUMUZ AVUKAT AİLEYE İDDİANAMEYİ VERMEK İSTEMİYOR. TUTUKLU OLAN YAKINIMIZ İÇİN DE HUKUKİ YARDIM SİTELERİNDEKİ BİLGİLERİ SAVUNMAYA YARDIMCI OLSUN DİYE YAKINIMIZA VERMEK İSTİYORUZ ANCAK AVUKAT ÖRGÜT ÇALIŞMASI ŞEKLİNDE DEĞERLENDİRİLECEĞİNİ İLERİ SÜREREK BUNU KABUL ETMİYOR. BU DURUMDA NASIL HAREKET EDİLEBİLİR?

Burada avukatınızla ilgili hemen bir kanıya varmak doğru olmaz. Avukatınızı değiştirmek için de acele etmemek lazım.  Avukatın kastı nedir, ona bakmak gerekir. Eğer bir art niyetinin olmadığı, kendi savunma stratejisine göre içerik belirleyeceği belli ise yada tamamen konjonktür gereği bu tip davranışlar sergiliyor ise devam etmekte fayda var. Diğer taraftan avukattan iddianameyi niye vermediği konusunda makul bir açıklama istemek de lazım. Başka kaynakların hukuki desteğinden faydalanmayacağını söylemek avukatın en doğal hakkı ancak  aile ile iddianame gibi en temel belgeyi paylaşmamasının mutlaka bir izahını hukuk içinde yapmalı. Yapamıyorsa ve keyfi olarak vermediğini anlıyorsanız değiştirmekte fayda var. Sonuçta vekalet ilişkisi gereği dosyanıza ne ölçüde katkı sağlayacağını, hakkınızı savunma yerine korkusundan susmayı tercih edip etmeyeceğini bilemezsiniz. İddianameyi aileden gizlemenin hiçbir hukuki yanı yok. Bu ne gizlilik ihlalidir, ne vekalet ilişkisine aykırılıktır.  Kişi tutuklu ise onun dışarıdaki eli ve kolu ailesidir.

Buna rağmen vermiyor ve sizin de başka bir avukat tutma imkanınız yoksa tutuklu olan sanık avukata iddianameyi aileye vermesini söyleyebilir. Yine iddianamenin bir örneğini, mahkemeden yakınları olarak bir gerekçe göstermek suretiyle talep edebilirsiniz. Özellikle anne ve baba gidip bunu isteme yolunu da deneyebilir.

DOSYADA SUÇLAMALAR TAMAMEN ÖRGÜT ÜYELİĞİ ÜZERİNE AMA YARGILAMA ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİNDEN YÜRÜTÜLMEKTE. YARGILAMA HUKUKUNA GÖRE BU MÜMKÜN MÜ?

Bu soruya cevap verebilmek için hangi maddeden dava açılmış, iddianamedeki suçlamalar yani suç diye anlatılan eylemler neler ve hangi tabirler kullanılmış bunlara bakmak lazım. Örgüt üyeliğine dair suçlamalar derken kastettiğiniz iddianamedeki sevk maddeleri ise örgüt yöneticiliğinden yargılama olmaz. İddianame anlatımında bir kişinin sadece örgüt üyesi olduğu anlatılmış ise yargılama sırasında mahkeme heyeti bu kişinin üye değil yönetici olduğu fark etse bile yöneticilikten mahkumiyet kararı veremez. Bu konuda ek savunma dahi veremez. Yapılması gereken deliller olduğunu bildirip örgüt yöneticiliğinden suç duyurusu yapmaktır.

Diğer taraftan normal şartlarda örgüt yöneticiliği çok üst düzey bir kavramdır. Gerçek terör örgütlerinde dahi toplam 10 tane yönetici bulunmaz. Buna rağmen hukuki bilgileri yetersiz savcılar maalesef neredeyse yurt müdürlerine dahi yöneticilikten dava açmaya kalkıyorlar. Aslında bu hukuken mümkün değildir. Bu yüzden iddiaların neler onu tam olarak bilmek lazım.

İddianamede yöneticilik isnadı varsa örgüt yöneticisi olmaktan yargılanır. Yönetici de aynı zamanda örgütün üyesidir.

DOSYA YARGITAY’DA İKEN İTİRAFÇI İFADESİNİ TEKRAR GERİ ALMAK İSTESE ALABİLİR Mİ?

Karar kesinleşinceye kadar her aşamada dosyaya yeni deliller girebilir. Hatta iadei muhakemeye konu bir delil ise karar kesinleştikten sonra da dosyaya ibraz edilebilir.

Sadece itirafçı beyanına dayalı olarak mahkumiyet kararı verilmiş ise itirafçının dosyaya sunacağı dilekçe Yargıtay kararını ( karar veren heyetin takdirine bağlı olmak üzere) etkiler, itirafçının ifadesinden vazgeçme dilekçesinin de tutarlı ve mantıklı bir şekilde hazırlanması etkili olmasını sağlar.

TUTUKLULUK NEDENİYLE YAPILAN BAŞVURUDA, AHİM İHLAL KARARI VERİRSE (BAŞVURAN LEHİNE KARAR VERİRSE), MAHKEMELER TAHLİYE KARARI VERMEK ZORUNDA MI? AİHM KARARI UYGULANMAZSA (TUTUKLU TAHLİYE EDİLMEZSE), BUNUN BİR YAPTIRIMI YA DA MAHKEMELERİ ZORLAYICI BİR YOL VAR MI?

İç hukuk yönünden, Anayasanın 90. maddesi uyarınca mahkemeler AİHM kararlarının gereğini yerine getirmek zorundadır. Aksi takdirde anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler ihlal edilmiş olur.

Uluslararası hukuk yönünden ise, AİHM kararlarının icra ve infazını da takip etmektedir. İhlal verildiğinde dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine gönderilir. Komite davalı devletin hükmedilen tazminatı ödeyip edemediğini veya hak ihlalini giderip gidermediğini denetlemektedir.  Türkiye açısından bütün bu süreçler Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir (www.inhak.adalet.gov.tr).

TC Anayasa 90/5: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 311/(1)-f: “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşmenin (AİHS) veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.” halinde yargılamanın yenilenmesi istenebilir. Yani yargılama bitmiş, ceza verilmiş ve hüküm kesinleşmiş bile olsa, AİHM hak ihlali kararı verirse, yargılama yenilenir, eski hüküm geçersiz olur, başa dönülür yeniden yargılama yapılır. Fakat bunun için AİHM kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yeniden yargılama için talepte bulunmak gerekmektedir.

Kesinleşmiş hükümler bile iptal edildiğine göre, yargılaması devam eden bir davada tutuklu lehine AİHM den karar çıkması durumunda, hak ihlali  kararının gerekçesine ve içeriğine bağlı tahliyeye karar verilmesi gerekir.

Ancak nihayetinde, AİHM kararının gereğinin yerine getirilmemesi durumunda, iç hukukta bunun doğrudan bir yaptırım yoktur. AİHM Kararlarının uygulanıp uygulanmadığı hususu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından takip edilmekte ve belli aralıklarla raporlar düzenlenmektedir. AİHM Kararlarının uygulanmaması, Avrupa Konseyinde, ülke aleyhine siyasi baskı yapılmasına sebep olmaktadır.

SORUŞTURMAYI YÜRÜTEN SAVCI İLE MAHKEMEDE DURUŞMAYA KATILAN SAVCI AYNI MI?

Aynı da olabilir farklı da. Genelde, büyükşehirlerde ağır ceza merkezlerinde müstakil farklı bir duruşma savcısı vardır, küçük yerlerde ise iddianameyi hazırlayan ile duruşmaya katılan aynı savcı olabilir.

ÇOCUKLARIN KİMLİĞİNİN KAYBOLMASI DURUMUNDA, YURT DIŞINA ÇIKILIRSA, ÇOCUKLARIN DURUMU NASIL İSPAT EDİLEBİLİR?

Aşağıdaki soruya verilen cevapta kimliğin kaybolması ile ilgili kısım bu sorunun cevabı için de geçerlidir.

Ayrıca,

Kimlik verilmesi idari bir işlemdir. Çocuklarla nesep yönünden nüfusta bağ mevcut olmakla soybağı nedeniyle her zaman bu durum ispat edilebilir.

İçeride veya dışarda, yaşanılan fiili durum anlatılarak, kaybolan kimlik belgelerini çıkarma imkanına sahip olunamadığı ileri sürülmeli, şartlar uygun olduğu anda konsolosluk veya nüfus idaresine başvurulmalıdır.

Çocukla ilgili doğum belgesi, karne, daha önceden çıkarılmış nüfus kayıt örneği gibi resmi belgeler varsa bunların birer örneği yanında bulundurulmasında fayda vardır.

Ayrıca e-devlet şifresi ile de nüfus kayıt örneği çıkarılarak bu durum ispat edilebilir.

HAKKIMDA YAKALAMA KARARI VAR. TAPU KAYDI İLE ELEKTRİK SU ABONELİĞİ BENİM ADIMA OLAN, İKAMET KAYDI VE DOĞALGAZ ABONELİĞİ BİR BAŞKASININ (MESELA BİR AKRABA) ADINA OLAN BİR EVİM VAR. BU EVDE ÇOCUKLARIM OTURUYOR. BENİM İKAMETGAH KAYDIM KÖYDE BULUNAN EVDE. POLİS BENİ ARAMAYA, ÇOCUKLARIMIN OTURDUĞU EVE GELİR Mİ?

Arama durumunda, kural olarak, polis Mernis’te kayıtlı resmi ikametgaha gelir. Evin tapuda kimin adına kayıtlı olduğu önemli değildir. Ancak, polis, o evde çocuklarınızın oturduğunu tespit ederse sizi bulmak için bakabilir.

Öte yandan :

İkamet başkasının üzerine olsa bile emniyet görevlileri (kişinin durumuna ya da oradaki görevli memurun yaklaşımına göre) şüphelinin eski ikamet kayıtlarını da isteyebilir. Su elektrik abonelikleri  ve tapu kayıtları da incelenebilir. Ancak bu durum, daha ziyade Emniyetin yakalamak için üzerinde yoğunlaştığı kişiler için geçerlidir.

KİŞİNİN ADINA KAYITLI SABİT TELEFON HATTININ BİR BAŞKASINA DEVRİ YA DA KAPATILMASI NE ŞEKİLDE YAPILABİLİR?

Devir ya da kapatma başvuruları, Türk Telekom ofis ve bayilerinden yapılabilir. Devir yapılacaksa, başvuru sırasında; devir eden hat sahibi ile devir alacak olan yeni hat sahibinin birlikte bulunması gerekmektedir. Bu işlem başka birine vekalet verilmek suretiyle de yapılabilir. Daha önce verilmiş vekalet varsa bu da kullanılabilir.

Devir başvurusunda, devreden ve devralanın kimlik/ehliyet fotokopisi gereklidir.

İSTEĞE BAĞLI SİGORTA NASIL İPTAL EDİLİR? İPTAL EDİLMESİ DURUMUNDA, ÖDENMEYEN PRİMLER TAHSİL EDİLİR Mİ?

İsteğe bağlı sigorta ile ilgili düzenlemeler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 50, 51 ve 52. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre :

İsteğe bağlı sigortalılığın başlangıcı (51. madde)

İsteğe bağlı sigortalılık, müracaatın Kurum kayıtlarına intikal ettiği tarihi takip eden günden itibaren başlar.

İsteğe bağlı sigorta devam ederken sigortalı bir işte çalışılması:

İsteğe bağlı sigortalı olarak prim ödenen tarihlerde, zorunlu olarak sigortalı olmayı gerektirecek bir işte çalışıldığının tespit edilmesi halinde, zorunlu sigortalılıkla çakışan isteğe bağlı prim ödenen süreleri iptal edilerek, bu süreye ilişkin ödedikleri primler ilgililere iade edilir.

İsteğe bağlı sigortalılığın ilgilinin talebi üzerine sona ermesi:

İsteğe bağlı sigortalılığını sona erdirme talebinde bulunanların, buna ait dilekçelerinin Kurum kayıtlarına geçtiği tarihten önceki primi ödenmiş son günü takip eden günden itibaren sona erer.

5510 sayılı Kanunun 51. maddesinin 4. fıkrasında yer alan bu hükme göre, talep üzerine sona erme durumunda, en son pirim ödenen tarih itibarıyla iptal edilmiş olacağından, ödenmeyen pirimlerin tahsili söz konusu olmayacaktır.

Başvuru:

İlgililerin, dilekçe ile, ikametgahlarının bulunduğu sosyal güvenlik il müdürlükleri/sosyal güvenlik merkezlerine başvurmaları gerekmektedir.

KHK İLE KAPATILAN BİR EĞİTİMİN KURUMUNUN YETKİLİ TEMSİLCİSİ TUTUKLU İSE VE BU YETKİYE İLİŞKİN İMZA SİRGÜLERİ BELGESİ ELDE MEVCUT DEĞİLSE BUNUN BİR ÖRNEĞİNİ NOTERDEN ÇIKARTTIRMAK İÇİN NE YAPILMALIDIR?

Kapatılan eğitim kurumunun OHAL Komisyonuna başvuru yapabilmesi için söz konusu imza sirkülerinin başvuru formu ekinde sunulması zorunludur. Bu nedenle şayet bu belgenin bir örneği elde mevcut değilse noterden bir örneğinin çıkartılması gerekir. Ancak kurumu temsile yetkilendirilmiş kişi şayet tutuklu ise söz konusu imza sirkülerinin bir örneğinin çıkartılabilmesi için öncelikle tutuklu olan bu kişinin bu hususta birisine vekalet vermesi gerekir. OHAL döneminde yayınlanan genelgeye göre de vekalet alan kişi noterden ilgili belgenin bir örneğini çıkartmak için savcılıktan izin alması gerekir.

NOT: Savcılıktan izin almanın zor ve zahmetli olacağını tahmin ettiğimizden bu hususta öncelikle vekalet alan kişinin önce farklı birkaç noterden almaya çalışmasını, başarılı olamadığı takdirde savcılıktan izin istemesini tavsiye ediyoruz.

AVUKATLAR DAHA ÖNCE VERİLMİŞ GENEL VEKALETNAMEYLE OHAL KOMISYONUNA BAŞVURABİLİR Mİ? YOKSA KOMİSYONA BAŞVURMASI İÇİN AVUKATA ÖZEL YETKİ Mİ VERİLMESİ GEREKİR?

Bu hususta ne 685 sayılı KHK’da ne de Komisyonun Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğde özel düzenleme var. Bu nedenle avukata verilmiş genel vekaletnamelerin Komisyona başvuru için yeterli olacağı değerlendirilmektedir. Özel vekaletname aranacaksa bile bunun için Komisyonun başvurucuya 15 günlük ek süre vererek buna dair eksikliği gidermesini istemesi gerekir.

Yine de avukata yeni bir vekalet verilecek bu vekaletnameye genel yetkilerin yanında “ … adıma OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvurmaya, bu kapsamdaki iş ve işlemleri takibe …” şeklinde özel yetki verilirse daha sağlıklı olacağı düşünülmektedir. Bu durum notere iletildiğinde noterler genelde vekaletnameye ne şekilde bir ibare eklenmesi gerektiğini biliyor.

NOT: Yurtdışından vekalet vereceklerden hakkında herhangi bir yakalama kararı olmayan veya pasaportu iptal edilmemiş olanlar bu tür noterlik işlemlerini konsolosluklardan halledebilirler. Hakkında yakalama kararı olan veya pasaportu iptal edilmiş olanların ise konsolosluklara gitmeleri sakıncalı olabilir. Bu kişiler konsolosluklar yerine bulundukları ülke noterine giderek vekaletname çıkarabilirler. Noterden sonra mahkemeye gidip  “apostil” şerhi yaptırmaları gerekir. Mahkeme konusunda noter yardımcı olur. Bu şekilde apostil şerhi yaptırılarak verilen vekalet pek çok ülkede geçerlidir. Hangi ülkeler olduğu internetten bulunabilir.

TÜZEL KİŞİLER (ŞİRKETLER, OKULLAR VB) ADINA OHAL KOMISYONUNA YAPILACAK BAŞVURULARDA BAŞVURU DİLEKÇELERİNİN BİR SAYFAYI GEÇMEYECEĞI YÖNÜNDE BİR KURAL VAR MI? BU TÜR BAŞVURULAR İÇİN İNTERNET'TE YER ALAN DİLEKÇE ÖRNEKLERİNDEN YARARLANILABİLİR Mİ?

Bu tür dilekçelerin bir sayfayı geçmeyeceği yönünde bir kural yoktur. Gerçek kişilerin başvurularında olduğu gibi bu başvurularda dilekçenin 10 sayfayı geçmesi durumunda bu dilekçenin bir sayfalık bir özetin çıkarılıp başvuru ekinde sunulması gerekir. Diğer taraftan, internette yer alan kamuya açık dilekçelerden yararlanılmasının hiçbir sakıncası yoktur. Bu tür dilekçelerden yararlanılmasının örgüt faaliyetine delil olacağı yolunda zaman zaman basında haberler çıkmışsa da bunun gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Bu tür haberler, mağdur kesimlerin haklarını aramasını engellemeye dönük algı haberleridir. Bunlara itibar etmemek gerek. Zira hukuksuz bir şekilde savunma hakkı kısıtlanan ve malvarlığına tedbir konulan bu insanların çoğunun avukat tutacak maddi imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu insanlar mecburen bu tür dilekçelerden yararlanmak zorundadır. Kaldı ki kamuya açık genel kaynaklardan yararlanılması hiçbir surette suç olmaz.

NOT: Ancak şu da var ki dilekçelerin uzun olmasının çoğu zaman faydası olmaz, aksine zararı olabilir. Çünkü, ülkemizde uzun dilekçeler pek okunmaz, sadece hızlıca göz atılıp başı ve sonunu okunur. İnternette yer alan dilekçe örneklerine bakıldığında genel olarak uzun olduğu görülmektedir. Bu nedenle kısaltılıp başvurucunun somut durumuna göre uyarlanması gerekir. Olduğu gibi verilirse pek ciddiye alınmayabilir. Başvurucuya göre kişiselleştirilerek düzenlenmesi faydalı olur.

KHK İLE KAPATILIP İÇ HUKUKTA HERHANGİ BİR DAVA AÇMADAN DOĞRUDAN AİHM’E BAŞVURAN BİR KURUMUN ŞİMDİ OHAL KOMİSYONUNA BAŞVURMASI GEREKİYOR MU?

AİHM, kendisine doğrudan müracaat eden kurumlar hakkında da ihraç işlemleri gibi iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği, bunun için OHAL Komisyonuna başvurulması gerektiğine karar verdi. Bu nedenle bu durumda olan kurumların da OHAL Komisyonuna başvurması zorunludur. Aksi takdirde ilerde AİHM’e başvurma hakkını kaybederler. Bu durumda o

lan tüzel kişilerin 17 Temmuz 2017 tarihinden itibaren 60 gün içinde Komisyona başvurmaları gerekir.

OHAL KOMİSYONUNA BAŞVURACAK ŞİRKETİN YÖNETİM KURULUNUN ALDIĞI KARARA GÖRE ŞİRKETİN TEMSİLE ÜÇ KİŞİ YETKİLENDİRİLMİŞ VE TEMSİL İÇİN BUNLARDAN EN AZ İKİSİNİN İMZASI GEREKİYOR. BUNA GÖRE KOMİSYON MÜRACAATI İÇİN BU KARAR GEREĞİNCE SÖZÜ EDİLEN ÜÇ KİŞİDEN EN AZ KİŞİNİN İMZASI OLMAK ZORUNDA MIDIR? YOKSA TEMSİLE YETKİLİ ÜÇ KİŞİDEN HERHANGİ BİRİNİN İMZASI YETERLİ MİDİR?

OHAL Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarının 4, 8 ve 10. maddeleri incelendiğinde, geçerli bir temsil için şirket yönetim kurulu kararında belirtildiği şekilde şirketi temsile yetkilendirilmiş üç kişiden en az ikisinin imzasıyla başvuru yapılması gerektiği sonucu çıkıyor. Yani, tek kişinin imzasıyla başvuru yapılması durumunda bu başvuru kabul edilmeyecektir.

NOT: Şayet şu an için ikinci kişiye ulaşılamıyorsa başvuru süresini kaçırmamak için başvuru süresi içinde tek kişinin imzasıyla başvuru yapılabilir. Komisyon bu eksikliği tespit ettiğinde giderilmesi için 15 günlük ek bir süre verecektir. Böylece en azından ikinci kişiye ulaşabilmek için zaman kazanılmış olur.

ŞUANDA TUTUKLU OLAN BİR TSK MENSUBU, ÖNCE RESEN EMEKLİ EDİLİP 2/3 MAAŞ ÖDENMİŞ FAKAT BİR SÜRE SONRA BU MAAŞ KESİLMİŞ. DAHA SONRA İSE KENDİSİ EMEKLİ DİLEKÇESİ VERİRSE EMEKLİ EDİLECEĞİ YÖNÜNDE AİLESİNE TEBLİGAT GÖNDERİLMİŞ. 1- BU DURUMDA OLAN BİR KİŞİNİN KENDİ İSTEĞİYLE EMEKLİ OLMASI DOĞRU OLUR MU? 2- ŞAYET KENDİ İSTEĞİYLE EMEKLİYE AYRILIRSA BU DURUM İLERDE MESLEĞE DÖNMESİNE ENGEL OLUR MU? 3- BU DURUMDA OLAN KİŞİNİN NASIL HAREKET ETMESİNİ TAVSİYE EDERSİNİZ?

Kendi isteğiyle emekliye ayrılan bir TSK mensubu, daha sonra mesleğine geri dönmek isterse normal şartlarda bu isteğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Fakat halihazırda olağanüstü hal şartları altında yaşadığımız bu süreç normal bir süreç değildir. Ülkede estirilen cadı avı havasında pek çok insan suçsuz yere tutuklandı veya mesleğinden ihraç edildi. Ülkemiz bu olağanüstü şartlardan kurtulup hukuk geri geldiğinde devlet, bu şekilde mağdur olmuş insanların mağduriyetlerini giderme yollarını arayacaktır. Bu kapsamda bugün hiçbir suçu olmadığı halde emekliliğini istemek zorunda kalmış kamu görevlilerine mesleklerine geri dönme imkanı da tanınabilir. Bu nedenle somut olaya konu kişinin, bunları bilerek ve maddi durumunu göz önünde bulundurarak emeklilik dilekçesi verip vermeyeceğine karar vermelidir. Hakkındaki ceza davasının kısa sürede lehine sonuçlanmayacağını düşünüyorsa ve maddi olarak emeklilik maaşına ihtiyaç duyuyorsa emekliliğini isteyebileceğini düşünüyorum. Elbette ki bu konudaki nihai kararı kendisi ve ailesi verebilir.

EL KONULAN ŞİRKETLERDEN BİRİNİN TUTUKLU OLAN YÖNETİM KURULU BAŞKANININ EVİNE GELEN BİR YAZIDA, BU ŞİRKETİN ALIŞ VERİŞ YAPTIĞI … SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. ADLI ŞİRKETİN SAHTE FATURA DÜZENLEDİĞİNİN TESPİT EDİLDİĞİ BELİRTİLEREK İSMİ GEÇEN ŞİRKETTEN ALINAN … TL TUTARINDAKİ FATURALARIN SAHTE OLMADIĞININ İSPATLANMASI İSTENMİŞTİR. ANCAK ŞİRKETE EL KONULURKEN İLGİLİ TÜM DEFTER VE BELGELERİNE DE EL KONULDUĞUNDAN SÖZ KONUSU FATURALARIN SAHTE OLMADIĞI NASIL İSPATLANABİLİR? AYRICA BU YAZIYA KARŞI BAŞVURULABİLECEK KANUNİ YOLLAR VAR MI?

Öncelikle sahte fatura söz konusu olduğunda izlenecek prosedürü bilmek gerekir. Bu durumda sahte fatura düzenlediğinden şüphelenilen şirket hakkında vergi müfettişlerince inceleme başlatılır ve bu inceleme sonunda vergi tekniği raporu düzenlenir. Bu raporda şirketin düzenlediği faturaların sahte olup olmadığı belirtilerek sahte olduğuna kanaat getirilen faturaları kullanan şirket veya kişiler hakkında vergi incelemesi başlatılması önerilir. Bu öneri doğrultusunda sahteci firmanın düzenlediği faturaları muhasebeleştiren şirketler hakkında vergi incelemesi başlatılır ve bu faturaların gerçek bir mal alış verişi karşılığında alınmadığına kanaat getirilirse bunları kullanan şirket adına, söz konusu faturalardan dolayı sebep olunan KDV kaybı kadar vergi tarh edilir, ayrıca bu verginin 1 ila 3 katı oranında değişen tutarlarda da vergi ziyaı cezası kesilir. Salınan bu vergi ve kesilen cezalar, ihbarnameyle şirkete bildirilir. Bahsedilen yazıdan anlaşıldığı kadarıyla henüz bu aşamaya gelinmemiş. Büyük ihtimalle halihazırda şirket hakkında vergi incelemesi başlatılmış ve bahsedilen yazı da bu kapsamdaki şirket defter ve belgelerinin ibrazının istenmesine dair yazıdır. Vergi müfettişince defter ve belgeleri istenen şirket mazeretsiz olarak süresinde teslim etmezse özel usulsüzlük cezasına muhatap olur. Bu nedenle öncelikle bu yazı üzerine şirketi temsile yetkili kişiler veya varsa avukatları şirketin durumu hakkında vergi dairesine bilgi vermeliler.

Yani, tüm evraklara el konulduğu, ellerinde hiçbir belgenin bulunmadığı belirtilerek, istenen belgelerin nereden temin edileceği gösterilmelidir. Şayet nihai aşamada söz konusu sahte faturalardan dolayı şirket adına vergi salınıp ceza kesilirse buna dair ihbarnamelerin tebliğinden itibaren 30 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılmalıdır. Bu nedenle öncelikle somut olay hakkında detaylı bilgi edinilmelidir. Yani, vergi dairesi vergi salıp ceza kesti mi, yoksa halen vergi incelemesi mi devam ediyor gibi hususlar netleştirilmelidir. Bu hususlar netleştirildiğinde ne tür yol izlenebileceği belli olur.

EL KONULAN BİR ŞİRKETE AİT TAŞINMAZ 15 TEMMUZ 2016 TARİHİNDEN ÖNCE SATILMIŞ. SATIN ALAN KİŞİ DE KİRAYA VERMİŞ. FAKAT GEÇEN GÜN KİRACI ŞEHİR DIŞINDA İKEN TEM ŞUBE EKİPLERİ GELİP DAİREYİ MÜHÜRLEMİŞ. BU DURUMDA NASIL BİR YOL İZLENEBİLİR?

Sağlıklı bir yol önerilebilmesi için öncelikle satışın haricen mi yoksa tapuda mı yapıldığının bilinmesi gerekir. Satışın tapuda yapıldığı varsayıldığında öncelikle mühürleme işleminin hangi gerekçeyle yapıldığının tespit edilmesi gerekir. Yani mühürleme işleminin, kiracıdan mı, yoksa halihazırda malik görünen kişiden mi veyahutta evreden şirketten mi kaynaklanmış, bunun tespit edilmesi gerekir. 675 sayılı KHK’nin 12. maddesinde, kapatılan eğitim kurumlarının veya bu kurumların sahibi olan şirketlere ait taşınmaz mallardan 1.1.2014 tarihinden sonra devredilenlerin bu devir işlemleri muvazaalı kabul edilerek bu taşınmazların ilgisine göre Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına resen tescil edileceği hükme bağlanmıştır. Acaba söz konusu daire bu madde kapsamında re’sen Hazine adına mı tescil edildi? Yoksa bir ceza soruşturma kapsamında mı mühürlendi? Evvela bunun bilinmesi gerekir. Bunun için daireyi satın alan kişi tapuya müracaat ederek taşınmaz üzerinde herhangi bir şerh olup olmadığını sorabilir. Ayrıca savcılığa da başvurarak mühürleme sebebini öğrenebilir. Şayet mühürleme, ceza soruşturmasından kaynaklanmışsa buna göre ilgili yerlere itiraz edilebilir. Eğer KHK hükmü gereği satış işlemi muvazaalı kabul edilerek mühürleme yapılmış ise bu takdirde re’sen tescil işlemine karşı dava açılarak satışın muvazaalı olmadığı kanıtlanmalıdır.

İLİNDE TUTUKLU OLAN YAKINIMIN DOSYASI ANKARA’YA GÖNDERİLMİŞ. ORADA TUTUKLAMA İSTENMİŞ. … İLİNDE İKEN EŞİ, ONUN ADINA AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU YAPACAKTI. İŞLEMLERİ DEVAM EDİYORDU. DOSYASI ANKARA’YA GÖNDERİLDİĞİ İÇİN BAŞVURU İŞLEMLERİ SİL BAŞTAN MI YAPILMALI, YOKSA KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMELİ Mİ?

Ankara’daki soruşturma, farklı bir soruşturma mı, yoksa tutukluğuna ilişkin soruşturma mı? Dosyanın Ankara’ya gönderilmesi yeni bir soruşturmadan kaynaklanmışsa dahi  AYM başvurusunu yeni baştan yapmaya gerek yok. … İlindeki soruşturma kapsamında oluşan ihlallere göre AYM başvuru işlemleri devam ettirip tamamlanabilir. İlerde Ankara’daki soruşturma kapsamında yeni hak ihlalleri oluşursa bunlar için de ayrıca yeni başvuru yapabilir, buna engel bir durum yok. Sonuç olarak, oluşan her hak ihlal için ayrı başvuru yapılabilir.

KAÇAK OLAN BİR YAKINIMIN YAPTIĞI EMEKLİLİK BAŞVURUSU KABUL EDİLEREK MAAŞI BANKAYA YATIRILMIŞ. BANKA EVİNİ ARAYARAK BANKAYA GELMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLEMİŞ. ANCAK YAKINIM YAKALANIRIM KORKUSUYLA BANKAYA GİDEMİYORUM. BU DURUMDA KENDİSİ BANKAYA GİTMEDEN EŞİNİN PARAYI ÇEKMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?

Büyük ihtimalle kaçak olduğundan dolayı banka hesaplarına tedbir konulmuş ve bu nedenle emekli ikramiyesi ve maaşı ödenmiyor. Bankamatik kartıyla ilgili bir sorun da olabilir. Bayan bankaya giderek eşinin maaşının neden ödenmediğini sorarsa daha net bir bilgiye ulaşılmış olur. Kaçakları teslim olmaya zorlamak için CMK hükümleri uyarınca sulh ceza hakimliği kararıyla mal varlığına tedbir konulabilir. Bu tedbir ancak sulh ceza hakimliği kararıyla kaldırılabilir. Şayet ilgili kişinin emekli maaşı ve ikramiyesine bu şekilde tedbir konulmuşsa eşi bu karara itiraz edebilir. Ancak mevcut ortamda itirazın kabulü pek mümkün görünmemektedir.

KHK İLE KAPATILAN EĞİTİM KURUMLARINDA ÇALIŞAN BÜTÜN ÖĞRETMENLERİN ÇALIŞMA İZİNLERİ MİLLİ BAKANLIĞI TARAFINDAN 2016 YILINDA İPTAL EDİLDİ. BENİM ÇALIŞMA İZNİM DE BU KAPSAMDA İPTAL EDİLDİ. ANCAK SON GÜNLERDE İTİRAZ EDEN BAZI KİŞİLERİN ÇALIŞMA İZİNLERİNİN GERİ VERİLDİĞİNİ DUYDUM. BEN HAKKIMDAKİ CEZA DAVALARINDAN DOLAYI YAPTIĞIM İTİRAZIN NETİCESİNİ TAKİP EDEMİYORUM. İLERDE BU İPTAL İŞLEMİNE TEKRAR İTİRAZ EDEBİLİ MİYİM?

Çalışma izni almak için her zaman başvuru yapılabilir. Bu nedenle ilerde ceza davalarından kurtulduğunuzda çalışma izni için yeni bir başvuru yapabilirsiniz. Bu talebiniz reddedilirse buna karşı dava açabilirsiniz.

TUTUKLU OLAN KİŞİ CEZAEVİNDE İKEN EŞİNE GENEL VEKALETNAME VEREBİLİR Mİ, BUNUN İÇİN NE YAPILMASI GEREKİR?

Tutuklu olan kişi ceza evinden eşine genel vekaletname verebilir. Bunun için dışarıdaki eş, masraflarını ödeyerek noter katibini ceza evine götürüp orada eşinin imzasını aldırabilir. Önceden cezaevi yönetimi ve noterle konuşulursa teknik ayrıntılar hakkında bilgi alabilir. Bu tür işlemleri genelde ceza evine en yakın noter yapar, oraya müracaat edilebilir.

İHRAÇ OLMUŞ KİŞİ, MEMURİYETTEN ÖNCEKİ SSK VEYA BAĞ-KUR’A TABİ HİZMET SÜRELERİNİ SAYDIRARAK EMEKLİ OLURSA BU HİZMET SÜRELERİNİN EMEKLİLİĞİNE NE TÜR ETKİLERİ OLUR?

Memuriyetten önceki hizmet yılları emekliliğe engel değil, fakat meslekten ihraç edilmiş kişi, şayet memuriyette geçen hizmet sürelerine (yani Emekli Sandığına tabi hizmet süreleri) ilave olarak SSK veya Bağ-Kur’a tabi hizmet sürelerini de saydırırsa emekli olur fakat kendisine emekli ikramiyesi ödenmez. 5434 sayılı Kanunun 89. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükümden dolayı bu şekilde hizmet birleştirmesi (yani emeklilik için memuriyet süresinin yanında ssk veya bağ-kur hizmet süresinin de saydırılması) yoluyla emekli olanlara SGK ikramiye ödemiyor. İhraç olmuş kişinin emekli olabilmesi için

memuriyette geçen (Emekli Sandığına tabi süreler) hizmet süresi yeterli geliyorsa memuriyetten önceki hizmet süreleri dikkate alınmadan emeklilik işlemlerinin yapılması yönünde talepte bulunabilir. Bunun için SGK’ya dilekçe verebilir. Böylece ikramiye de almış olur.

KHK İLE KAPATILAN BİR VAKIF ÜNİVERSİTESİNİN MÜTEVELLİ HEYETİ ÜYESİ OLAN KİŞİYE VERGİ DAİRESİNDEN 2,5 MİLYON TL BORCU OLDUĞUNA DAİR YAZI GELMİŞ. BUNA KARŞI NE TÜR HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULABİLİR?

Üniversitenin kapatılmış olması, üniversite yönetiminde bulunmuş kişilerin üniversitenin vergi borçlarından sorumluluğunu doğrudan kaldırmaz. Vergi dairesi, kapatılan üniversitenin vergi borcunu eski yöneticilerin şahsi malvarlığından tahsil etmeye çalışacaktır. Dolayısıyla kendisine tebligat yapılan bu kişi, başvurabileceği bütün hukuki yolları süresinde kullanmaya çalışmalı. Ama bunun için öncelikle tebliğ edilen işlemin hukuki mahiyetinin tam olarak anlaşılması gerekir. Gelen tebligat, ihbarname mi, ödeme emri mi, kimin adına işlem tesis edilmiş? Bu hususlar açıklığa kavuşturulursa ne tür yol izlenebileceği konusunda bilgi verilebilir. Gelen yazı ihbarname ise tebliğinden itibaren 30 gün; ödeme emri ise 7 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılmalıdır. Ama her hâlükârda bu işleme karşı kanuni yollara müracaat edilmesini tavsiye ediyoruz.

KAPATILAN VAKIF ÜNİVERSİTESİNİN MÜTEVELLİ HEYETİNDE OLMAM SEBEBİYLE ÜNİVERSİTENİN VERGİ BORCUNDAN DOLAYI BENİM ŞAHSİ HESAPLARIMA BLOKE KONULMUŞ. BİR SONRAKİ AŞAMADA SAHİBİ OLDUGUM ANONİM ŞİRKETİN HESABINA BLOKE KONULABİLİR Mİ? BU DURUMDA TEDBIR AMAÇLI NE ÖNERİRSİNİZ?

Vergi hukukunda tedbir amaçlı bloke konulması diye bir durum söz konusu değildir. Hesaba bloke konulması için haciz işlemi uygulanmış olması gerekir. Haciz aşamasına gelmeden önce, tarh, tahakkuk ve ödeme emri safhalarının uygulanmış olması gerekir. Yahut, ihtiyati haciz işlemi uygulanmış olması gerekir. Bunun için de ciddi gerekçeler olmalıdır. Eğer haciz uygulandıysa 30 gün içinde vergi mahkemesinde  dava açılabilir. Eğer bunlardan hiçbiri olmadan bir bloke söz konusu ise, (adli soruşturma nedeniyle tedbir kararı varsa bu ayrı bir durum) bu fiili ve keyfi bir uygulamadır. Bu durumda ilgili vergi dairesine dilekçe ile başvurulup blokenin kaldırılması talep edilebilir.

KHK İLE KAPATILAN ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINDAKİ ÖĞRETMENLER OHAL KOMİSYONUNA BAŞVURABİLİR Mİ?

Ancak doğrudan OHAL KHK’larıyla tesis edilen işlemlere karşı OHAL Komisyonuna başvurulabilir. OHAL kapsamında çıkarılan KHK’larla özel öğretim kurumları kapatılmış ise de bu KHK’larla kapatılan eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlere yönelik doğrudan bir işlem tesis edilmediği görülmektedir. Bu duruma göre kapatılan eğitim kurumlarının tüzel kişilik olarak kapatma işlemine karşı başvuru yapma hakkı vardır. Ancak okulların kapatılması nedeniyle öğretmenlerin, işsiz kalmaları veya çalışma izinlerinin iptal edilmesi nedeniyle OHAL Komisyonuna başvurma hakkı yoktur. Özetle, öğretmenlerin işsiz kalmaları veya çalışma lisanslarının iptali nedeniyle Komisyonuna başvuru hakkı yoktur.

14 TEMMUZ 2017 GÜNÜ AKŞAM SAATLERİNDE YAYIMLANAN 692 SAYILI KHK İLE KAMUDAN İHRAÇ EDİLDİM. 15 TEMMUZ 2017 TARİHİNDE HESABIMA YATAN TEMMUZ MAAŞINI KURUMUMA İADE ETMEK ZORUNDA MIYIM?

Bu husus 675 sayılı KHK’nin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükmü incelendiğinde 14 Temmuzu 15 Temmuza bağlayan gece hesabınıza yatan 15 Temmuz-15 Ağustos dönemi maaşını geri iade etmeniz gerektiği anlaşılıyor.

TEDAŞ’TA İŞÇİ OLARAK ÇALIŞMAKTA İKEN BİR DERNEĞE ÜYE OLMAM NEDENİYLE ÖNCE HAKKIMDA FETÖ ÜYELİĞİ İSNADIYLA CEZA DAVASI AÇILDI, DAHA SONRA İŞYERİNDE, BENİMLE İLGİLİ BİRKAÇ KİŞİNİN İFADESİ ALINDIKTAN SONRA İŞİME SON VERİLDİ. YAKLAŞIK BİR YIL ÖNCE İŞİME SON VERİLDİ. ŞİMDİ BEN İŞİME SON VERİLMESİNE KARŞI HANGİ HUKUKİ YOLLARA BAŞVURABİLİRİM?

Soruyu soran kişi, hangi mevzuata tabi olarak çalıştığını açıkça ifade etmemiş ancak biz İş Kanununa tabi olarak çalıştığını varsaydığımızda, işe iade davası açması için süreyi kaçırdığını görüyoruz. Çünkü bu davanın süresi bir aydır. Ancak ihbar öneli verilmedi ise ihbar tazminatı ve varsa kullanmadığı yıllık izin ücreti alacakları için dava açabilir. Henüz zamanaşımı dolmadığı için bu alacaklar için dava açabilir. Bunun yanında eğer haftalık 45 saati aşan çalışması varsa bunlar için de fazla mesai ücreti alacağı davası açabilir. Bunun da zamanaşımı henüz dolmadı. Bu alacak için normalde 2 tanık yeter. Çalışma saatlerine ilişkin işveren kaydı varsa tanığa da gerek kalmaz. Öte yandan ulusal bayram ve genel tatillerde çalışmışsa bunlar için de fazla mesaide olduğu gibi dava açabilir. Bunların hepsini tek dava dilekçesiyle talep edebilir.

NOT: Yıllık izin fazla çalışma ve ulusal bayram resmi tatil günleri için açılan davada işten nasıl çıkarıldığının önemi yoktur. İsterse işveren haklı bir nedenle işten çıkarsın, bu alacakları varsa her hâlükârda alır. Ancak kıdem ve ihbar tazminatında ise durum farklıdır. İşveren haklı bir nedenle işten çıkarmışsa bunları alamaz. Haklı nedenler İş Kanununun 25. maddede sayılmıştır. Soruyu soran kişi “FETÖ” üyeliği iddiasıyla işten çıkarılmış. Bu şekilde işten çıkarmanın işverenle yapılan işle ilgisi olmadığından işin yürütülmesine etki eden bir durum olmadığından normalde haklı neden olarak kabul edilmemesi gerekir. Ancak şu anda ülke olarak içinde bulunduğumuz baskı ortamı nedeniyle mahkemeler davacı aleyhine yorumlamayabilir.

Güncel duyuruları Twitter hesabımızdan @yargiicinadalet takip edebilirsiniz